Anasayfam yap Sık kullanılanlara ekle Arkadaşına öner İletişim
ANASAYFA
BAŞKAN
ÖZGEÇMİŞ
BAŞKANDAN MESAJ
KURUMSAL
PERSONEL
MECLİS ÜYELERİ
ENCÜMENLER
YÖNETMELİKLER
MECLİS KARARLARI
FAALİYET RAPORLARI
PROJELERİMİZ
İLKELERİMİZ
MİSYON VE VİZYON
MECLİS KARARLARI
HABERLER
BELEDİYE
VİDEO
GÜLAĞAÇ
TARİHÇE
COĞRAFYA
ULAŞIM
TURİZM
TELEFON REHBERİ
CANLI YAYIN
FOTO GALERİ
CANLI YAYIN
İLETİŞİM
İLETİŞİM

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ VE ŞEHİTLERİ ANILDI.


18 Mart 2010 Perşembe 13:30

18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Rahmet,Minnet ve Şükranla Anıldı.

 

 

 

            18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitler günü anma programı Sayın İlçe Kaymakamı'mız Türker HALİM, Belediye Başkanımız Faruk TEYMEN, Jandarma Komutanı Mehmet KEKLİK, Emniyet Amiri Hidayet VURAL ve diğer daire amirlerimizin katılımıyla Atatürk Anıtı önünde çelenkler sunuldu , proğrama Gülağaç 75.Yıl Lisesi salonunda devam edildi.

 

    Bütün okullar sosyal etkinlikler yönetmeliği çerçevesinde 18 Mart 2010 tarihinde günün anlam ve önemine uygun program, şiir, kompozisyon ve benzeri yarışmalar düzenleyip,sundular.

 

 

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
 
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı"
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya'yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bir göğüslerse Huda'nın edebi serhaddi;
"O benim sun'-i bediim, onu çiğnetme" dedi.
Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber'i kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe"desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
"Bu, taşındır" diyerek Ka'be'yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.

 

                                                                        Mehmet Akif ERSOY

 

 

 

    Zafer " Zafer benimdir"diyebilenindir.Bizi zafere kavuşturan Çanakkale Şehitlirimizi Rahmet, Minnet, Saygı ve Şükranla anıyoruz.

 


331 defa okundu

Yorum Ekle

Ad Soyad *
Eposta *
Başlık *
Yorumunuz *
Beni hatırla
* Doldurulması zorunlu alanlar.
 Anket
 Aktif anket yoktur...